Teşvikiye Mahallesi Sezai Selek Sokak 28-30/9 Nişantaşı İstanbul
Yeni Koronavirüs Enfeksiyonu COVID-19

Yeni Koronavirüs Enfeksiyonu COVID-19

Yeni Koronavirüs Enfeksiyonu COVID-19

Koronavirüsler; hayvanlardan insanlara geçerek ciddi hastalıklara neden olabilen geniş bir virüs ailesidir. Daha çok hafif üst solunum yolu enfeksiyonlarında etken olan koronavirüsler önceki yıllarda Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi toplum sağlığını önemli derecede tehlikeye atan hastalıklara da neden olmuşlardır.

İlk kez Aralık 2019 da Çin’de görülmeye başlayan ve hızla tüm Dünya'ya yayılan yeni tip koronavirüs Ocak 2020 de SARS-CoV-2 olarak tanımlanmış, bu virüse bağlı oluşan hastalık ise COVID-19 olarak adlandırılmıştır. COVID-19 neden olduğu şikayetler bakımından mevsimsel soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklar ile benzerlik göstermekle beraber özellikle ileri yaşta, bağışıklık sistemi zayıf ve genel sağlık durumu iyi olmayan hastalarda ciddi solunum yetmezliğine sebep olabilmektedir.

COVID-19 Belirtileri Nelerdir?

Son birkaç aydır bilinen COVID-19 hastalığının belirtileri kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Özellikle genç ve sağlıklı kişiler hastalığı basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi çok hafif bulgularla ya da fark edilir düzeyde bulgu vermeden geçirebilirken belirgin semptomları olan hastalarda COVID-19 enfeksiyonunun neden olduğu belirtiler her biri hastadan hastaya farklı şiddetlerde görülmek üzere aşağıdaki gibidir;

  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Kas ve eklem ağrıları
  • Burun akıntısı ve tıkanıklığı
  • Bulantı, kusma, ishal
  • Koku alma duyusunun azalması
  • Yüksek ateş
  • Boğaz ağrısı
  • Kuru öksürük
  • Nefes darlığı

Son günlerde tüm dünyada etkili olan ve pek çok kişinin ölümüne neden olan COVID-19 hastalığı özellikle; düşük bağışıklık sistemine sahip olan kişiler, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği gibi kronik özellikli hastalığı olan kişiler, kanser tedavisi alan kişiler, astım, alt solunum yollarında kronik tıkanıklık (KOAH) gibi akciğer hastalıkları bulunan kişiler ve ileri yaşlardaki kişiler için daha büyük risk oluşturmaktadır. Sigara içmek de hastalığı daha ağır geçirme riskini belirgin olarak artırmaktadır. Bugüne kadar elde edilen veriler hastalığın yakalanan altı kişiden birinde ağır seyrettiğini göstermektedir. Bu virüsün çocuk yaş grubunda ciddi problem oluşturmaması bu yaşlarda yapılan aşıların etkisi ya da virüslerin hücrelere tutunma bölgelerinin az olması gibi etkenlerle açıklanmaya çalışılsa da henüz bu konuda kesin bir görüş oluşmamıştır. Genellikle 50 yaş üzerindeki hastalarda ciddi problemlere yol açabilen SARS-CoV-2 virüsü daha düşük oranlarda olmak üzere 20-50 yaş arası hastalarda da hastane yatışı ve yoğun bakım tedavisi gerektirecek şekilde seyredebilmektedir. Virüsün sinir sistemine geçebilme özelliği olması bazı hastalarda merkezi sinir sisteminde solunumu kontrol eden bölgelerin  etkilenmesi sonucunda solunum fonksiyonunun çok erken dönemde bozulmasına neden olabilmektedir.

COVID-19 Nasıl Bulaşır?

COVID-19 hastalığının diğer virüs kaynaklı hastalıklara oranla çok daha yüksek yayılma özelliği bulunmaktadır. Virüse maruz kalmış hastanın; öksürme, hapşırma, konuşma ve nefes verme sırasında ortama yaydığı damlacıklar havaya saçılmakta ve takiben çevredeki yüzeylere düşmektedir. Havaya saçılan ya da ortamdaki farklı yüzeylere bulaşan virüslerin oldukça uzun süre canlı kalabildiği görülmüştür. Aynı ortamda bulunan sağlıklı kişilerin havada bir süre asılı kalan virüsleri doğrudan solumaları ya da virüsün bulaştığı yüzeylere temas ettikten sonra ellerini gözlerine, burunlarına ya da ağızlarına temas ettirmeleri sonucunda virüs vücuda girerek hastalık oluşturmaktadır. Kuluçka süresi yani virüs vücuda girdikten sonra şikayetlerin başlamasına kadar geçen süre 3 ila 14 gündür (genellikle 5-6 gün). Virüsü alan kişilerin şikayetleri başlamadan önceki kuluçka döneminin sonlarına doğru hastalığı bulaştırabilmeye başlaması yanında öksürme ve hapşırma ile ortama yayılan virüs partiküllerinin havada oldukça uzun süre asılı kalması ve ortama yayılması COVID-19 hastalığının tüm Dünya’da hızla yayılmasında önemli etken olmuştur.

Güncel bilgilere göre SARS-CoV-2 virüsünün farklı ortamlarda bulaştırıcılığını devam ettirme süreleri şu şekildedir;

Kağıt 30 dakika

Hava 3 saat

Bakır 4 saat

Karton 1 gün

Kumaş 1 gün

Çelik 3 gün

Plastik 3 gün

Cerrahi maskeler 6 gün

COVID-19 Hastalığından Korunmak İçin Neler Yapılmalı?

Genel olarak hava yolundan çok temas yolu ile bulaştığı kabul edilen COVID-19 hastalığından korunmak için gerek Dünya Sağlık Örgütü gerek Sağlık Bakanlığı’nca belirtilen birtakım uyarılar bulunmaktadır. Bunlar;

  • Gerekmedikçe evden çıkmamak ve kalabalık ortamlardan uzak durmak
  • El sıkışmak, kucaklaşmak, öpüşmek gibi sosyal alışkanlıkları bırakmak
  • Kapı kolu tutma, asansör vb. düğmeye basma gibi işlerini dominant olmayan elle yapılması (bu elle yüze istemsiz olarak dokunma ihtimali daha azdır)
  • Dış ortamla, para gibi riskli objelerle ya da başka kişilerle temas olan durumlarda ellerin sık sık su ve sabun ile 20 saniye ovalanarak yıkanması
  • Kolonya ya da alkol bazlı dezenfektan gibi ürünlerin doğru şekilde ve yeterli oranda kullanılması
  • Ellerin ağız, burun ve göz ile temasından kaçınılması
  • Hastalık riski bulunan kişilerin; kalabalık ortamlara girmemesi, maske kullanması ve kendilerini izole etmesi
  • Hastalık riski olan kişilerle temas gerektiren durumlarda maske ve bone takılması ve gözlerin gözlük ile korunması
  • Bağışıklık sisteminin güçlü tutulması, sağlıklı beslenme
  • Yorucu faaliyetlerden kaçınmak ve yeterli uyumak

COVID-19 Hastalığında Hangi Testler Yapılıyor?

Hastalığı tanımak için uygulanan ve mekanizmaları farklı olan iki test mevcuttur. Bunlardan birisi doğrudan virüsün varlığını gösteren polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testi diğeri ise vücut savunma sisteminin virüse karşı oluşturduğu immun globulin M ve G (Ig M, Ig G) proteinlerini gösteren testlerdir. 

Virüsün kendisini gösteren PCR testi burun, boğaz sürüntüleri ya da akciğer salgılarından alınan örnekler üzerinde çalışılabilmekte ve test sonuçları daha uzun sürede çıkmaktadır.  Vücutta virüse karşı oluşan immun globulinleri gösteren testler ise kan örneğinde çalışılmakta ve hızla sonuç verdiği için tarama testi olarak da kullanılabilmektedir.

Virüsün vücuda girmesinden itibaren savunma sistemi erken cevabı olan Ig M yaklaşık yedinci günde kanda tespit edilir duruma gelmekte takiben bir hafta içinde en yüksek değerine ulaşıp iki hafta içinde kaybolmaktadır. İmmün sistem geç cevabı olan Ig G ise ikinci haftada tespit edilmeye başlanmakta ve kandaki varlığı uzun süre devam etmekte ve virüse karşı bağışıklığı sağlamaktadır. Vücut savunma siteminin Ig M oluşturma cevabının virüsün vücuda girmesinden sonra yaklaşık yedinci günde saptanabilmesine karşın hastaların çok büyük kısmında hastalığa bağlı şikayetlerin 5-6. günlerde başlaması bir kaç gündür şikayeti olmayan hastalarda yapılan tarama testlerinin virüs vücutta olmasına rağmen henüz Ig M oluşmaya başlamadığı için negatif çıkma ihtimalini artırmaktadır. Bu nedenle hiç şikayeti olmayan hastalarda aktif enfeksiyon (virüs) varlığını göstermek için PCR testi tercih edilmektedir. 

Vücuda giren ve savunma sistemi cevabı oluşmasına neden olan virüsler ilk giriş anından itibaren yaklaşık 1 ay içerisinde immün sistem tarafından tamamen yok edilmekte ve PCR testi negatif olmaktadır.

Bu bilgiler doğrultusunda hiç şikayeti olmayan bir kişide PCR testinin pozitif olması virüsün aktif olarak varlığını göstermekte ve bu sonuç hastanın kuluçka döneminde olduğu ya da hastalığı şikayetsiz olarak atlatmakta olduğu anlamına gelmektedir. Aynı hastada immun globulin testlerinin negatif olması hastanın kuluçka döneminde olduğunu gösterirken pozitif olması hastalığı semptomsuz atlatmakta olduğuna işaret etmektedir.

Şikayeti olmayan bir kişide PCR ve immun globulin testlerinin ikisinin de negatif olması bu kişinin henüz virüs ile karşılaşmadığını gösterirken PCR testi negatif iken immun globulin testlerinin pozitif olması kişinin hastalığı geçirmiş ve iyileşmiş aynı zamanda virüse karşı dirençli hale gelmiş olduğunu göstermektedir.

Hastalıkla uyumlu şikayetleri olan bir kişide ise PCR ve immun globulin testelerinin ikisinin de pozitif olması hastanın hastalığı aktif olarak geçirmekte olduğunu ispatlarken her iki testin de negatif olması şikayetlerin başka bir hastalığa bağlı oluştuğunu akla getirmektedir. Her iki testin de yalancı negatif çıkma ihtimail olduğu için özellikle test sonuçlarının hastaya uygulanacak tedavi üzerinde belirgin etkisi olduğu durumlarda negatif çıkan testlerin tekrarlanması gerekmektedir.

COVID-19 Hastalığının Tedavisi Var mı?

Yeni tip koronavirüs hastalığının şu an için etkinliği kanıtlanmış bir ilaçla tedavi yöntemi ya da aşısı bulunmamaktadır. Hastalığın tanımlanmasından günümüze kadar tanı konulan hastalarda çok sayıda farklı ilaç ve tedavi yöntemi denenmiş ve bu yöntemlerden bazılarında iyi sonuçlar alındığı rapor edilmiştir. Bu çalışmaların henüz oldukça sınırlı sayıda hasta üzerinde ve kontrol grubu olmadan yapılmış olması, aynı zamanda kullanılan ilaçların pek çok yan etkisinin bulunması nedeni ile bu tedavilerin hastanelerde ve doktor kontrolü olmadan kesinlikle uygulanmaması gerekmektedir.   

Halen COVID-19 şüphesi olan hastalarda ağrı, ateş, öksürük gibi şikayetlerin giderilmesine yönelik tedavi yöntemleri tercih edilmekte, testlerle tanı konulan ve şikayetlerinin belirgin olması nedeni ile hastanede yatırılarak takip edilen hastalarda hastanın ve hastalığın özelliklerine göre değişen tedavi alternatifleri uygulanmaktadır. Hastalarda zaman içinde ikincil bakteriyel enfeksiyonların gelişmesi ve bazı özel durumlar dışında antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur.

COVID-19 enfeksiyonu çoğu hastada hafif ya da orta düzeyde şikayetlerle seyretmekte ve özel tedaviler ya da hastane bakımı gerekmemektedir. Hastalığın akciğerlerde ciddi hasar yaratması sonucu solunum güçlüğü gelişmesi durumunda hastaların takip ve tedavilerinin hastanelerde ve tablonun ciddiyetine göre yoğun bakım ünitelerinde yapılması gerekebilmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun bakım yatağı kapasitesinin sınırlı olması nedeni ile ihtiyacı olan hastalara kapasite aşılmadan yeterince yardım edilebilmesi için hastalığın yayılma hızının sınırlanması hayati önem arz etmektedir. Risk grubunda olmayan ya da hastalığı belirgin bulgu olmadan geçiren kişilerin de hastalığın yayılmasında önemli rolü olduğundan mecbur olmadıkça evlerden çıkmamak ve sosyal izolasyon prensiplerine azami ölçüde uymak yayılmayı önlemede son derece önemlidir.